ramazan-ayında-örnek-beslenme-planı-diyetisyen-istanbul

RAMAZAN AYINDA ÖRNEK BESLENME PLANI

Ramazanda günlük kalori alımının sahurda %30-40’ı, iftarda %40-50’si ve gerektiğinde ara öğünlerin %10-20’sini oluşturması dengeli bir beslenme planı için çok değerli.

Sahurda yeterli sıvı alımına özen göstermek, aşırı yağlı tuzlu-baharatlı besinlerin tüketiminden kaçınmak, dengeli protein, yağ, karbonhidrat dengesine sahip bir öğün ile sahur yapmak çok önemli. Sahurda sadece su içerek niyetlenmemelidir veya gece yiyip yatılmamalıdır.

  İftarda ise orucu açtıktan sonra 10-15 dakika bekledikten sonra çok ağır olmayan besinleri tercih etmekte fayda var. İftar öğününde sebze tüketmini ihmal etmemenizi, aşırı karbonhidrat tüketiminden kaçınmanızı ve de protein kaynaklarına yer vermenizi tavsiye ederim.

  Normal beslenme planınıza göre iftardan 1-2 saat sonra bitki çayı, meyve ve kuru yemişler ile bir ara öğün yapabilirsiniz.

ÖRNEK MENÜ

Sahur

1-2 adet haşlanmış yumurta veya 1-2 yumurta ile yapılmış omlet

1-2 kibrit kutusu beyaz peynir

5-7 adet tuzsuz zeytin

2 adet kuru kayısı veya 1 adet kuru incir

Domates, salatalık, maydanoz

1-2 dilim tam buğday ekmeği veya 1 avuç içi büyüklüğünde pide

İftar

1-2 kepçe sebze çorbası veya 3-4 adet zeytin

(10- 15 dakika bekleyelim.)

4-5 yemek kaşığı sebze yemeği

4-6 adet ızgara köfte veya 90-120 gr ızgara tavuk

1-2 dilim tam buğday ekmeği veya 3-4 yemek kaşığı bulgur pilavı

3-4 yemek kaşığı yoğurt + 1 tatlı kaşığı öğütülmüş keten tohumu + pulbiber

Ara Öğün

1 bardak yeşil veya beyaz çay

1 küçük boy elma

5-7 çiğ badem

2-3 tam ceviz

*İftar ve sahur arasında 2-2,5 litre su tüketmeyi unutmayın!

NOT: BESLENME PLANI KİŞİYE ÖZELDİR, YUKARIDAKİ PLAN ÖRNEK BİR MENÜDÜR. EĞER HERHANGİ BİR SAĞLIK PROBLEMİNİZ VARSA BESLENME UZMANINIZA DANIŞMADAN UYGULAMAYIN!

SIKÇA SORULAN SORULAR

RAMAZAN AYINDA KİMLER ORUÇ TUTMAMALI?

Kalp-damar ve yüksek tansiyon hastalığı olup ilaç kullananlar, diyabet hastaları, böbrek yetmezliği olanlar ve diyaliz hastaları, kanser tedavisi görenler, çocuklar, yaşlılar ve hamileler, kronik rahatsızlığı olanlar Ramazan ayında oruç tutmak için riskli grupta bulunurlar. Eğer herhangi bir sağlık probleminiz bulunuyorsa doktorunuzun onayını aldıktan sonra bir beslenme uzmanı eşliğinde oruç tutmanızı tavsiye ederim.

RAMAZAN AYINDA KİLO VERMEK-ALMAK MÜMKÜN MÜ?

Yapılan çalışmalara göre oruç tutan bireylerde kilo alımı da kilo verimi de gözlemleniyor. Yüksek kilolu bireyler diğer bireylere oruç tutarken daha çok kilo düşüşü gözlemlenmekle birlikte insülin direncinde azalma ve kan lipid seviyelerinde olumlu değişim gerçekleştiğini destekleyen araştırmalar mevcuttur.

Eğer kilo almak veya vermek istiyorsanız Ramazan ayında oruç tutmanız buna engel değil. Yeter ki dengeli, sağlıklı ve sizin özel durumlarınıza uygun bir beslenme planınız olsun.

Eğer Ramazan ayında doğru, sağlıklı beslenmek için desteğe ihtiyacınızın olduğunu düşünüyorsanız, sizlere destek olmak için buradayım, bana aşağıdaki iletişim ağlarından ulaşabilirsiniz.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Sevgiler,

Diyetisyen Çağla Duygu Göç

ramazan-ayinda-beslenme-onerileri-diyetisyen-maltepe

RAMAZAN AYINDA BESLENME

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte beslenme düzenimizde bir çok farklılık meydana geliyor. Oruç ibadeti ile beraber uzun süre açlık, öğün sayısında azalma söz konusu. Bu değişiklikler de beraberinde hazımsızlık, şişkinlik, halsizlik gibi durumların oluşumuna neden olabiliyor. Bugünkü yazımızda sizlerle Ramazan ayında beslenmemizde nelere dikkat etmeliyiz, ne gibi değişikler yapmalıyız gibi konuları ele alacağız.

Oruç tutarken vücudumuz değişken olmakla beraber ortalama 10-15 saat açlığa maruz kalmakta. Bu açlık süresi ile birlikte eğer doğru ve sağlıklı bir beslenme alışkanlığına sahipseniz oruç tutarken vücudumuzda toplam kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid seviyeleri azalıyor, HDL kolesterol artıyor, oksidatif stres azalıyor, kardiyovasküler hastalık riski azalıyor, fazla kilolu bireylerde kilo ve yağ kaybı meydana gelebiliyor,insülin direnci azalabiliyor ve kan glikoz seviyesi dengeleniyor.

RAMAZANDA 6 BESLENME ÖNERİSİ

Oruç tutmanın ibadetimizi yerine getirmenin yanı sıra yukarıda bahsettiğimiz gibi bir çok olumlu

etkisi bulunmakla birlikte, bu olumlu etkileri doğru ve dengeli beslenme ile sağlamamız mümkün. Eğer

oruç tutarken sağlıksız ve dengesiz bir beslenme düzenine sahip olursanız sağlığınız açısından bir çok

olumsuz durumla karşılaşmanız mümkün.

MUTLAKA SAHUR YAPALIM! TEK ÖĞÜN BESLENMEKTEN KAÇINALIM!

Uzun süreli açlık ile birlikte doğru ve tek öğün beslendiğinizde kan şekeri dengesi bozuluyor, aşırı yeme atakları meydana gelebiliyor, kabızlık, hazımsızlık gibi problemlerle karşılaşabiliyoruz. Bu olumsuz durumları yaşamamak adına dengeli bir sahur öğünü yapmak çok kıymetli. Mümkünse sahur ve iftar öğünü dışında meyve ve kuruyemişlerden oluşan bir ara öğünde eklemek kulağa harika geliyor.

AŞIRI BAHARATLI, YAĞLI YİYECEKLERDEN UZAK DURUN! KIZARTMA GİBİ PİŞİRME YÖNTEMLERİNDEN KAÇININ!

Sahurda ve iftarda aşırı baharatlı, tuzlu, yağlı yiyeceklere yer vermeniz oruç esnasında susuzluk hissinizin artmasına neden olacaktır bu yüzden bu yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Kızartamalar, hamurişlerinin sindirimi uzun süreli açlığın ardından zor olacağı için hazımsızlık, şişkinlik problemi ile karşılaşmamak adına bu yiyeceklerden uzak durmanızı tavsiye derim.

SU TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ!

Oruç süresi boyunca susuzluk ile beraber baş ağrısı, kabızlık ve hazımsızlık problemleri ile karşılaşabiliyoruz. Bu yüzden iftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su tüketimi çok değerli. Fakat dikkat etmekte fayda var, bu suyu tek seferde içmemeniz gerekiyor, 3-4 saatlik bir süreye yaymanız gerekmekte.

ORUCU AÇTIKTAN SONRA EN AZ 10-15 DAKİKA BEKLEMELİ!

Uzun süreli açlık sonrası iftar sofrasında düşük kan şekerinin etkisi ile birden yemeklere saldırma isteği geliyor olabilir ve bir bakmışsınız 10-15 dakikada sofradaki çoğu şeyi yemişsiniz. Ardından da ani bir şişlik ve hazımsızlık hissi gelmiş. Orucunuzu zeytin, hurma veya 1-2 kepçe çorba ile açıp 10-15 dakika bekleyip yemek yemeye devam ettiğinizde, beyninize tokluk sinyali gitmeye başlayacak ve porsiyon kontrolünü sağlayabileceksiniz. Bunların yanı sıra bu bekleyiş sayesinde hazımsızlık ve şişlik hissinden de kurtulmuş olursunuz.

AŞIRI TATLI İSTEĞİNE DİKKAT!

Düşük kan şekeri ile birlikte Ramazan ayında canınızın tatlı çekmesi oldukça mümkün. Bu noktada dengeli ve sağlıklı bir beslenme planına sahip olmanız bu krizleri minimuma indirmenize yardımcı olacaktır. Tatlı isteğiniz olursa meyve ve yanında kuruyemiş tüketerek bu isteği giderebilirsiniz.  Eğer bir tatlı tercih etmek isterseniz de kan şekerinizi ani yükseltip düşürebilecek şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılara yönelmenizi tavsiye ederim. Hatta 3 malzeme ile yapabileceğiniz incir uyutması tarifi kulağa harika geliyor. Tarifine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

https://www.youtube.com/shorts/rpsMbO42WDk

EN AZ YARIM SAATLİK YÜRÜYÜŞ YAPALIM!

Ramazanda yaşananhareketsizlik,açlık susuzluk ve düşük fiziksel aktivite durumu mide ve barsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olur.

Sahur sonrası veya herhangi bir sağlık probleminiz yoksa sahur öncesi yapacağınız en az yarım saatlik yürüyüşler ile yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmaya katkıda bulunabilirsiniz hem de kabızlık, hazımsızlık problemlerinin önüne geçebilirsiniz.

Eğer Ramazan ayında doğru, sağlıklı beslenmek için desteğe ihtiyacınızın olduğunu düşünüyorsanız, sizlere destek olmak için buradayım, bana aşağıdaki iletişim ağlarından ulaşabilirsiniz.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Sevgiler,

Diyetisyen Çağla Duygu Göç

1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜ

AIDS hastalığı ilk olarak 1983 yılında çıkmış olup, insan immün/bağışıklık yetmezlik virüsü olan (HIV) enfeksiyonu ile meydana çıkan bir hastalıktır, insan bağışıklık yetmezliği virüsü olan HIV insanın bağışıklık sistemini zayıflatır ayrıca HIV vücudun enfeksiyon ve hastalıkla savaşma yeteneğini de kötü etkiler daha sonra HIV ‘in yol açtığı immüne zarar verme kötüye gider ve ilerler ise AIDS (kazanılmış immün yetmezlik sendromu) ortaya çıkar ve doğru tedavi başlanmazsa ölümle sonuçlanabilir. Geçmişte sadece ölümle sonuçlanan bu hastalık, günümüzde doğru ilaç tedavisi ve beslenme desteği ile kişilerin yaşam süresi arttırılabiliyor, AIDS tedavi edilebiliyor, HIV tamamen baskılanıp belirlenmeyen seviyeye indiriliyor, bulaştırıcılık engellenebiliyor. AIDS, kan yoluyla ,cinsel yolla, enjeksiyon yoluyla, AIDS’li anneden bebeğe hamilelik döneminde veya emzirme yolu ile bulaşabilmektedir.

HIV ile yaşayan bireylerin yaşadığı en büyük problemlerden biri yaşadıkları ayrımcılıktır. Hatta bu dışlanma yüzünden bireyler hastalıklarını saklamak isteyebiliyor, test yaptırmak istediklerinde yaşadıkları yer dışında yaptırmayı tercih edebiliyor, tedavi olmaktan kaçınabiliyor veya tedavi gördüklerini saklatabiliyorlar. Aslında HIV pozitif bireylerin sayısı azımsanacak cinsten değil, Dünya Sağlık Örgütü tahminine göre 2020 yılında yaklaşık 37.7 milyon kişi HIV ile yaşıyor.  Bu durumda bilincin artması çok önemli, HIV pozitif bireylerin HIV negatif bireylere göre hukuki ve sosyal olarak hiçbir farkının olmadığının bilincine varmak gerekiyor. 1 Aralık Dünya AIDS günü de bunu hatırlamamıza yardımcı oluyor.

AIDS VE BESLENME

HIV pozitif bireyler gerekli ilaç tedavisini görüyor ama hayat kalitelerini arttırmak için beslenmeleri nasıl olmalı?

AIDS hastalığı immün sisteme saldıran  bir hastalık olduğu için bu hastalıkta beslenme tedavisi çok önemlidir. Kişilerde aşırı kilo kaybı ve yeme bozukluğu gibi durumlar gözlemlenebilir. Bununla beraber tüketilen besinlerin emiliminin gerçekleşmeme durumu ve vitamin- mineral eksikliği gözlemlenme ihtimali oldukça fazladır. HIV pozitif bireylerin dengesiz ve sağlıksız bir beslenme planına sahip olduklarında ilaç tedavisi de olumsuz etkilenmektedir. Bu sebeplerden dolayı AIDS hastalarının sağlıklı, dengeli hastalıklarına uygun bir beslenme planına sahip olmaları çok önemlidir.

HIV enfeksiyonu nedeniyle kanda çinko, selenyum, kalsiyum,  magnezyum,C, B6 ,B12 ve B-Karoten seviyeleri düşer ayrıca demir, çinko, retinol (A vitamini) ve retinol bağlayıcı protein serumda azalırken, bakır düzeyi yükselir .Bu vitaminler ve minerallerin eksikliğinde hastalığın ilerlediği görülmüştür. Diğer yandan D vitamini eksikliğinde de hastalığın geliştiği görülmüştür. HIV’li bireylerde bu vitaminler ve mineraller eksik ise supleman kullanımı faydalı olabilir ama bunun için iyi bir değerlendirme yapılmalıdır.İyi bir değerlendirilme yapılması gerektiğinin asıl sebebi ise bu mikro besin öğesi düzeylerinin gerçek bir eksikliğin mi göstergesi veya virüse karşı akut faz yanıtı mı olduğudur bundan dolayı iyi bir değerlendirme yapılmalıdır. Kişilerde bu vitamin-mineral eksikleri gözlemlendiğinde doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde gıda takviyesi kullanımı yanı sıra beslenme planlarına bu vitamin-minerallerden zengin besinler eklenebilir.

Aşağıdaki tabloda vitamin- mineral eksikliklerinin AIDS üzerine etkilerini gözlemleyebilirsiniz.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum.
Sevgiler,
Dyt. Çağla Duygu Göç

MENOPOZ VE BESLENME

MENOPOZ

Kadınlardaki  yaşlılığa geçişin başlangıcı olarak görülen menopoz dönemi, kadınların yaşamındaki en önemli evrelerden biridir. Menopoz, bir kadının son regl döneminden 12 ay geçmesiyle başlayan bir dönemdir. Bu dönemde mensturasyon, regl, adet dönemi kalıcı bir şekilde sona ererken, vücutta bununla birlikte hayatınızı oldukça etkileyecek değişiklikler meydana gelir.

Bu yazımızda menopozun hayatınızı nasıl etkileyebileceğinden ve de menopoz döneminde nasıl beslenmeniz gerektiğinden bahsedeceğim.

Menopoz dönemine girmek için belirli bir yaş aralığında mı olmak gerekiyor?

Dünya çapından menopoz dönemine girişin  yaş ortalaması 51 iken, Türkiye’ de bu ortalama 45-51 yaş aralığında değişiyor. Irk, genetik faktörler, gebelik sayısı, sigara kullanımı gibi faktörler menopoz dönemine gireceğiniz yaşı etkileyebiliyor.

Menopoz döneminde vücudumda ne gibi değişiklikler oluyor?

Perimenopoz sırasında yani menopoza geçiş sürecinde, vücudun yumurtalıklar tarafından üretilen iki hormon olan östrojen ve progesteron üretimi büyük ölçüde değişir. İnsülin üretimi azalıyor ve iştah düzenlenmesine yardımcı olan ghrelin hormonunda azalmalar meydana geliyor. Bu tarz hormonal değişimler sonucunda da vücutta aşağıdaki yan etkiler oluşabiliyor;

  • Sıcak basmaları
  • Gece terlemeleri
  • Duygusal değişimler, depresiflik
  • Hormonal değişiklikler
  • Yorgunluk
  • Cinsel sorunlar (vajinal değişiklikler, cinsel işlevlerde azalma vb.)
  • Kardiyovaskuler sistemde değişiklikler, kardiyovasküler hastalıklara yatkınlık
  • Kemik dayanıklılığının azalması
  • Kanser hastalığı riski artışı
  • Uyku bozuklukları

Menopoz ve kilo alımı-verimi arasında bir ilişki var mı?

Menopozdan ile birlikte östrojen hormonu azalmaktadır. Bununla beraber menopoz sonrası kadınlarda  östrojenin azalması, iştah uyarılmasına katkıda bulunabildiği tahmin edilmektedir.

Menopoz sonrasında kadınlar daha az insülin üretir, bu da daha yavaş bir metabolizmaya yol açar, böylece kilo artışına katkıda bulunan anabolik aktiviteyi azaltır.

Menopoz sonrasında iştahı tetikleyen grelin hormonunda azalmalar gözlemlenebilir, bu da iştah artışına sebep olabilir. Bu faktörler menopoza giren kadınlarda bölgesel yağlanmanın da nedeni olabiliyor. Bu yan etkilerin önüne geçebilmek için, sağlıklı ve dengeli beslenmek oldukça önemli.

MENOPOZ DÖNEMİ İÇİN 5 BESLENME ÖNERİSİ

  • AŞIRI KİLO ARTIŞININ ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YETERLİ MİKTARDA PROTEİN TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ!

Bu dönemde fazla kalori alımın ve bununla birlikte aşırı kilo artışının önüne geçmek için, uyguladığınız beslenme planının yeterli miktarda protein içeriyor olması çok önemli. Menopoz dönemindeki bir bireyin kilosu başına 0,8-1,2 gr protein ihtiyacı bulunmakta. Bu miktar kişinin fiziksel aktivitesi, yaşı, sağlık problemleri gibi faktörlere göre değişiklik gösterebiliyor. Fakat dikkat etmekte fayda var, bu protein miktarını tek bir ara öğünde tüketmek yerine 2 veya 3 ana öğüne bölmek daha sağlıklı bir seçim olacaktır.

  • İNSULİN DİRENCİ OLUŞUMUNU ENGELLEMEK İÇİN DOĞRU KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI TERCİH EDİN!

Yaş artışı ile birlikte vücuttaki insülin salınımında düşüş gözlemlenmeye başlanır. Bu da insülin direnci oluşumuna neden olabilmektedir. Karbonhidrat tüketirken beyaz ekmek, makarna, pirinç pilavı gibi basit karbonhidrat kaynaklarını tercih etmek yerine tam buğday/çavdar ekmeği gibi ekmek çeşitleri, tam buğday makarna, bulgur pilavı gibi kompleks karbonhidrat kaynaklarını tercih etmeniz bu durumun önüne geçmenize yardımcı olur.

  • GÜÇLÜ KEMİKLER İÇİN KALSİYUM KAYNAĞI BESİNLER TÜKETİN!

Menopoz döneminde östrojen hormonunun düşüşü ile birlikte kemik kütlesi kaybı oldukça fazla olmaktadır. Bu dönemde kemik sağlığını desteklemek amaçlı kalsiyum içeriği yüksek süt, yoğurt, badem, chia tohumu gibi yiyecekleri tüketmenizi tavsiye ederim.

  • B12 EKSİKLİĞİ RİSKİNE DİKKAT!

Yaş ilerledikçe vücudumuzdaki mide asidi salgısı azalmakta ve buna bağlı olarak B12 vitamini emilimi azalmaktadır. B12 eksikliğinde unutkanlık, depresyon, halsizlik, üşüme gibi durumları yaşamanız olasıdır. Bu yüzden özellikle menopoz dönemindeki kadınların beslenme planlarının yeterli miktarda B12 içermesi ve B12 takviyesi almaları büyük ölçüde önem taşır. Takviye kullanımın yanı sıra; et, süt, yumurta, balık gibi B12 içeriği yüksek besinleri beslenme planınıza eklemekte fayda var.

  • AKDENİZ TİPİ BESLENME BİÇİMİ

Akdeniz diyetinin uygulanması sağlıklı bir yaşlanma için faydalı olabilir ve aynı zamanda menopoz sonrası kadınlarda menopoz döneminin metabolik durumlara olumsuz etkilerini azaltabilir. Menopoz ile birlikte kanser riski artabiliyor, Akdeniz diyeti yüksek antioksidan içeriği ile kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Menopoz döneminde kilo alma ihtimali artabiliyor, düşük ve kompleks karbonhidrat, yüksek miktarda meyve-sebze içeriği ile kilo vermeyi kolaylaştırıyor. Aynı zamanda Akdeniz diyeti kalp hastalıkları riskini minimuma indirmeye yardımcıdır.

MENOPOZ DÖNEMİNE İYİ GELECEK BESİNLER

  • SOYA FASULYESİ

Soya fasulyesinin, meme kanseri ve kalp hastalığı olasılığını azaltabilecek  ve sıcak basmaları ve diğer menopoz semptomlarını hafifletebilecek olumlu etkileri mevcuttur.

Soya fitoöstrojenleri, menopoz sonrası hormon replasman tedavisine (bir kadının vücudunun menopozdan sonra üretmeyi bıraktığı hormonları içeren ilaçtır) potansiyel alternatiflerdendir. Yapılan bir çalışmaya göre 2 yıl boyunca menopoz dönemi öncesinde bulunan kadınlarda soya fitoöstrojenlerinin etkileri araştırılmıştır ve bu araştırma sonucunda kalsiyum dengesi üzerinde güçlü bir etkisi bulunduğu bu sayade kemik erimesine karşı koruyucu etkiye sahip olduğu, kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğu gözlemlenmiştir.

  • YEŞİL ÇAY

Menopoz sonrası kadınlarda hormon eksikliği ve yaşa bağlı değişiklikler, aşırı aktif mesane sendromu da dahil olmak üzere birçok ürolojik fonksiyon bozukluğu meydana gelebiliyor. Yeşil çayın özü olan kateşin güçlü anti-enflamatuar ve antioksidan etkiye sahip olup, menopoz döneminde kanser riskini minimuma indirmeye yardımcı etkiye sahiptir.

  • REZENE

Menopoz döneminde rezene tüketiminin, menopozun sıcak basması, halsizlik, duygusal değişimler gibi bütün yan etkilerini azaltmaya yardımcı olduğu bir çok çalışmaya göre kanıtlanmıştır. Rezene tüketimi kadınların yaşam kalitesini iyileştirmeye de yardımcı olmaktadır. Rezeneyi çay olarak tüketebileceğiniz gibi kapsül formda da tüketebilmeniz mümkün.

  • NİTRAT İÇERİĞİ ZENGİN YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER

Nitrat içeriği zengin yeşil yapraklı sebzelerin tüketimi, menopoz sonrası kadınlarda kardiyovasküler sağlığı iyileştirmeye yardımcı oluyor. Bu yüzden günde en az 2-3 porsiyon yeşil yapraklı sebzeleri tüketmeye özen gösterin

  • ADAÇAYI- SICAK BASMASI GECE TERLEMELERİ PANİK YORGUNLUK KONSANTRASYON

Sıcak basması, gece terlemeleri, panik, yorgunluk ve konsantrasyon sorunları menopoz döneminin en çok karşılaşılaşılan yan etkileri arasındadır. Yapılan çalışmalara göre adaçayı tüketimi, östrojen içeriği ile bu yan etkilerin azalmasına yardımcı oluyor. Günde 1-2 fincan adaçayı içerek adaçayının olumlu etkilerinden faydalanabilirsiniz.

  • SÜMBÜL, BÖĞÜRTLEN PAPATYA- SICAK BASMASI

Sümbül, böğürtlen, papatya çayı tüketimi menopoz döneminde yaşanılan sıcak basması durumunun azalmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda papatya çayının sakinleştirici özelliği de bulunuyor. Bu tarz bitki çaylarını beslenme düzeninize dahil etmek menopozun sıcak basması ve ani ruh değişimi gibi yan etkilerini minimuma indirmenize yardımcı olabilir.