ramazan-ayında-örnek-beslenme-planı-diyetisyen-istanbul

RAMAZAN AYINDA ÖRNEK BESLENME PLANI

Ramazanda günlük kalori alımının sahurda %30-40’ı, iftarda %40-50’si ve gerektiğinde ara öğünlerin %10-20’sini oluşturması dengeli bir beslenme planı için çok değerli.

Sahurda yeterli sıvı alımına özen göstermek, aşırı yağlı tuzlu-baharatlı besinlerin tüketiminden kaçınmak, dengeli protein, yağ, karbonhidrat dengesine sahip bir öğün ile sahur yapmak çok önemli. Sahurda sadece su içerek niyetlenmemelidir veya gece yiyip yatılmamalıdır.

  İftarda ise orucu açtıktan sonra 10-15 dakika bekledikten sonra çok ağır olmayan besinleri tercih etmekte fayda var. İftar öğününde sebze tüketmini ihmal etmemenizi, aşırı karbonhidrat tüketiminden kaçınmanızı ve de protein kaynaklarına yer vermenizi tavsiye ederim.

  Normal beslenme planınıza göre iftardan 1-2 saat sonra bitki çayı, meyve ve kuru yemişler ile bir ara öğün yapabilirsiniz.

ÖRNEK MENÜ

Sahur

1-2 adet haşlanmış yumurta veya 1-2 yumurta ile yapılmış omlet

1-2 kibrit kutusu beyaz peynir

5-7 adet tuzsuz zeytin

2 adet kuru kayısı veya 1 adet kuru incir

Domates, salatalık, maydanoz

1-2 dilim tam buğday ekmeği veya 1 avuç içi büyüklüğünde pide

İftar

1-2 kepçe sebze çorbası veya 3-4 adet zeytin

(10- 15 dakika bekleyelim.)

4-5 yemek kaşığı sebze yemeği

4-6 adet ızgara köfte veya 90-120 gr ızgara tavuk

1-2 dilim tam buğday ekmeği veya 3-4 yemek kaşığı bulgur pilavı

3-4 yemek kaşığı yoğurt + 1 tatlı kaşığı öğütülmüş keten tohumu + pulbiber

Ara Öğün

1 bardak yeşil veya beyaz çay

1 küçük boy elma

5-7 çiğ badem

2-3 tam ceviz

*İftar ve sahur arasında 2-2,5 litre su tüketmeyi unutmayın!

NOT: BESLENME PLANI KİŞİYE ÖZELDİR, YUKARIDAKİ PLAN ÖRNEK BİR MENÜDÜR. EĞER HERHANGİ BİR SAĞLIK PROBLEMİNİZ VARSA BESLENME UZMANINIZA DANIŞMADAN UYGULAMAYIN!

SIKÇA SORULAN SORULAR

RAMAZAN AYINDA KİMLER ORUÇ TUTMAMALI?

Kalp-damar ve yüksek tansiyon hastalığı olup ilaç kullananlar, diyabet hastaları, böbrek yetmezliği olanlar ve diyaliz hastaları, kanser tedavisi görenler, çocuklar, yaşlılar ve hamileler, kronik rahatsızlığı olanlar Ramazan ayında oruç tutmak için riskli grupta bulunurlar. Eğer herhangi bir sağlık probleminiz bulunuyorsa doktorunuzun onayını aldıktan sonra bir beslenme uzmanı eşliğinde oruç tutmanızı tavsiye ederim.

RAMAZAN AYINDA KİLO VERMEK-ALMAK MÜMKÜN MÜ?

Yapılan çalışmalara göre oruç tutan bireylerde kilo alımı da kilo verimi de gözlemleniyor. Yüksek kilolu bireyler diğer bireylere oruç tutarken daha çok kilo düşüşü gözlemlenmekle birlikte insülin direncinde azalma ve kan lipid seviyelerinde olumlu değişim gerçekleştiğini destekleyen araştırmalar mevcuttur.

Eğer kilo almak veya vermek istiyorsanız Ramazan ayında oruç tutmanız buna engel değil. Yeter ki dengeli, sağlıklı ve sizin özel durumlarınıza uygun bir beslenme planınız olsun.

Eğer Ramazan ayında doğru, sağlıklı beslenmek için desteğe ihtiyacınızın olduğunu düşünüyorsanız, sizlere destek olmak için buradayım, bana aşağıdaki iletişim ağlarından ulaşabilirsiniz.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Sevgiler,

Diyetisyen Çağla Duygu Göç

ramazan-ayinda-beslenme-onerileri-diyetisyen-maltepe

RAMAZAN AYINDA BESLENME

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte beslenme düzenimizde bir çok farklılık meydana geliyor. Oruç ibadeti ile beraber uzun süre açlık, öğün sayısında azalma söz konusu. Bu değişiklikler de beraberinde hazımsızlık, şişkinlik, halsizlik gibi durumların oluşumuna neden olabiliyor. Bugünkü yazımızda sizlerle Ramazan ayında beslenmemizde nelere dikkat etmeliyiz, ne gibi değişikler yapmalıyız gibi konuları ele alacağız.

Oruç tutarken vücudumuz değişken olmakla beraber ortalama 10-15 saat açlığa maruz kalmakta. Bu açlık süresi ile birlikte eğer doğru ve sağlıklı bir beslenme alışkanlığına sahipseniz oruç tutarken vücudumuzda toplam kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid seviyeleri azalıyor, HDL kolesterol artıyor, oksidatif stres azalıyor, kardiyovasküler hastalık riski azalıyor, fazla kilolu bireylerde kilo ve yağ kaybı meydana gelebiliyor,insülin direnci azalabiliyor ve kan glikoz seviyesi dengeleniyor.

RAMAZANDA 6 BESLENME ÖNERİSİ

Oruç tutmanın ibadetimizi yerine getirmenin yanı sıra yukarıda bahsettiğimiz gibi bir çok olumlu

etkisi bulunmakla birlikte, bu olumlu etkileri doğru ve dengeli beslenme ile sağlamamız mümkün. Eğer

oruç tutarken sağlıksız ve dengesiz bir beslenme düzenine sahip olursanız sağlığınız açısından bir çok

olumsuz durumla karşılaşmanız mümkün.

MUTLAKA SAHUR YAPALIM! TEK ÖĞÜN BESLENMEKTEN KAÇINALIM!

Uzun süreli açlık ile birlikte doğru ve tek öğün beslendiğinizde kan şekeri dengesi bozuluyor, aşırı yeme atakları meydana gelebiliyor, kabızlık, hazımsızlık gibi problemlerle karşılaşabiliyoruz. Bu olumsuz durumları yaşamamak adına dengeli bir sahur öğünü yapmak çok kıymetli. Mümkünse sahur ve iftar öğünü dışında meyve ve kuruyemişlerden oluşan bir ara öğünde eklemek kulağa harika geliyor.

AŞIRI BAHARATLI, YAĞLI YİYECEKLERDEN UZAK DURUN! KIZARTMA GİBİ PİŞİRME YÖNTEMLERİNDEN KAÇININ!

Sahurda ve iftarda aşırı baharatlı, tuzlu, yağlı yiyeceklere yer vermeniz oruç esnasında susuzluk hissinizin artmasına neden olacaktır bu yüzden bu yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Kızartamalar, hamurişlerinin sindirimi uzun süreli açlığın ardından zor olacağı için hazımsızlık, şişkinlik problemi ile karşılaşmamak adına bu yiyeceklerden uzak durmanızı tavsiye derim.

SU TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ!

Oruç süresi boyunca susuzluk ile beraber baş ağrısı, kabızlık ve hazımsızlık problemleri ile karşılaşabiliyoruz. Bu yüzden iftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su tüketimi çok değerli. Fakat dikkat etmekte fayda var, bu suyu tek seferde içmemeniz gerekiyor, 3-4 saatlik bir süreye yaymanız gerekmekte.

ORUCU AÇTIKTAN SONRA EN AZ 10-15 DAKİKA BEKLEMELİ!

Uzun süreli açlık sonrası iftar sofrasında düşük kan şekerinin etkisi ile birden yemeklere saldırma isteği geliyor olabilir ve bir bakmışsınız 10-15 dakikada sofradaki çoğu şeyi yemişsiniz. Ardından da ani bir şişlik ve hazımsızlık hissi gelmiş. Orucunuzu zeytin, hurma veya 1-2 kepçe çorba ile açıp 10-15 dakika bekleyip yemek yemeye devam ettiğinizde, beyninize tokluk sinyali gitmeye başlayacak ve porsiyon kontrolünü sağlayabileceksiniz. Bunların yanı sıra bu bekleyiş sayesinde hazımsızlık ve şişlik hissinden de kurtulmuş olursunuz.

AŞIRI TATLI İSTEĞİNE DİKKAT!

Düşük kan şekeri ile birlikte Ramazan ayında canınızın tatlı çekmesi oldukça mümkün. Bu noktada dengeli ve sağlıklı bir beslenme planına sahip olmanız bu krizleri minimuma indirmenize yardımcı olacaktır. Tatlı isteğiniz olursa meyve ve yanında kuruyemiş tüketerek bu isteği giderebilirsiniz.  Eğer bir tatlı tercih etmek isterseniz de kan şekerinizi ani yükseltip düşürebilecek şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılara yönelmenizi tavsiye ederim. Hatta 3 malzeme ile yapabileceğiniz incir uyutması tarifi kulağa harika geliyor. Tarifine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

https://www.youtube.com/shorts/rpsMbO42WDk

EN AZ YARIM SAATLİK YÜRÜYÜŞ YAPALIM!

Ramazanda yaşananhareketsizlik,açlık susuzluk ve düşük fiziksel aktivite durumu mide ve barsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olur.

Sahur sonrası veya herhangi bir sağlık probleminiz yoksa sahur öncesi yapacağınız en az yarım saatlik yürüyüşler ile yavaşlayan metabolizmanızı hızlandırmaya katkıda bulunabilirsiniz hem de kabızlık, hazımsızlık problemlerinin önüne geçebilirsiniz.

Eğer Ramazan ayında doğru, sağlıklı beslenmek için desteğe ihtiyacınızın olduğunu düşünüyorsanız, sizlere destek olmak için buradayım, bana aşağıdaki iletişim ağlarından ulaşabilirsiniz.

Hepinize hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Sevgiler,

Diyetisyen Çağla Duygu Göç

1 ARALIK DÜNYA AIDS GÜNÜ

AIDS hastalığı ilk olarak 1983 yılında çıkmış olup, insan immün/bağışıklık yetmezlik virüsü olan (HIV) enfeksiyonu ile meydana çıkan bir hastalıktır, insan bağışıklık yetmezliği virüsü olan HIV insanın bağışıklık sistemini zayıflatır ayrıca HIV vücudun enfeksiyon ve hastalıkla savaşma yeteneğini de kötü etkiler daha sonra HIV ‘in yol açtığı immüne zarar verme kötüye gider ve ilerler ise AIDS (kazanılmış immün yetmezlik sendromu) ortaya çıkar ve doğru tedavi başlanmazsa ölümle sonuçlanabilir. Geçmişte sadece ölümle sonuçlanan bu hastalık, günümüzde doğru ilaç tedavisi ve beslenme desteği ile kişilerin yaşam süresi arttırılabiliyor, AIDS tedavi edilebiliyor, HIV tamamen baskılanıp belirlenmeyen seviyeye indiriliyor, bulaştırıcılık engellenebiliyor. AIDS, kan yoluyla ,cinsel yolla, enjeksiyon yoluyla, AIDS’li anneden bebeğe hamilelik döneminde veya emzirme yolu ile bulaşabilmektedir.

HIV ile yaşayan bireylerin yaşadığı en büyük problemlerden biri yaşadıkları ayrımcılıktır. Hatta bu dışlanma yüzünden bireyler hastalıklarını saklamak isteyebiliyor, test yaptırmak istediklerinde yaşadıkları yer dışında yaptırmayı tercih edebiliyor, tedavi olmaktan kaçınabiliyor veya tedavi gördüklerini saklatabiliyorlar. Aslında HIV pozitif bireylerin sayısı azımsanacak cinsten değil, Dünya Sağlık Örgütü tahminine göre 2020 yılında yaklaşık 37.7 milyon kişi HIV ile yaşıyor.  Bu durumda bilincin artması çok önemli, HIV pozitif bireylerin HIV negatif bireylere göre hukuki ve sosyal olarak hiçbir farkının olmadığının bilincine varmak gerekiyor. 1 Aralık Dünya AIDS günü de bunu hatırlamamıza yardımcı oluyor.

AIDS VE BESLENME

HIV pozitif bireyler gerekli ilaç tedavisini görüyor ama hayat kalitelerini arttırmak için beslenmeleri nasıl olmalı?

AIDS hastalığı immün sisteme saldıran  bir hastalık olduğu için bu hastalıkta beslenme tedavisi çok önemlidir. Kişilerde aşırı kilo kaybı ve yeme bozukluğu gibi durumlar gözlemlenebilir. Bununla beraber tüketilen besinlerin emiliminin gerçekleşmeme durumu ve vitamin- mineral eksikliği gözlemlenme ihtimali oldukça fazladır. HIV pozitif bireylerin dengesiz ve sağlıksız bir beslenme planına sahip olduklarında ilaç tedavisi de olumsuz etkilenmektedir. Bu sebeplerden dolayı AIDS hastalarının sağlıklı, dengeli hastalıklarına uygun bir beslenme planına sahip olmaları çok önemlidir.

HIV enfeksiyonu nedeniyle kanda çinko, selenyum, kalsiyum,  magnezyum,C, B6 ,B12 ve B-Karoten seviyeleri düşer ayrıca demir, çinko, retinol (A vitamini) ve retinol bağlayıcı protein serumda azalırken, bakır düzeyi yükselir .Bu vitaminler ve minerallerin eksikliğinde hastalığın ilerlediği görülmüştür. Diğer yandan D vitamini eksikliğinde de hastalığın geliştiği görülmüştür. HIV’li bireylerde bu vitaminler ve mineraller eksik ise supleman kullanımı faydalı olabilir ama bunun için iyi bir değerlendirme yapılmalıdır.İyi bir değerlendirilme yapılması gerektiğinin asıl sebebi ise bu mikro besin öğesi düzeylerinin gerçek bir eksikliğin mi göstergesi veya virüse karşı akut faz yanıtı mı olduğudur bundan dolayı iyi bir değerlendirme yapılmalıdır. Kişilerde bu vitamin-mineral eksikleri gözlemlendiğinde doktor ve beslenme uzmanı eşliğinde gıda takviyesi kullanımı yanı sıra beslenme planlarına bu vitamin-minerallerden zengin besinler eklenebilir.

Aşağıdaki tabloda vitamin- mineral eksikliklerinin AIDS üzerine etkilerini gözlemleyebilirsiniz.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum.
Sevgiler,
Dyt. Çağla Duygu Göç

MENOPOZ VE BESLENME

MENOPOZ

Kadınlardaki  yaşlılığa geçişin başlangıcı olarak görülen menopoz dönemi, kadınların yaşamındaki en önemli evrelerden biridir. Menopoz, bir kadının son regl döneminden 12 ay geçmesiyle başlayan bir dönemdir. Bu dönemde mensturasyon, regl, adet dönemi kalıcı bir şekilde sona ererken, vücutta bununla birlikte hayatınızı oldukça etkileyecek değişiklikler meydana gelir.

Bu yazımızda menopozun hayatınızı nasıl etkileyebileceğinden ve de menopoz döneminde nasıl beslenmeniz gerektiğinden bahsedeceğim.

Menopoz dönemine girmek için belirli bir yaş aralığında mı olmak gerekiyor?

Dünya çapından menopoz dönemine girişin  yaş ortalaması 51 iken, Türkiye’ de bu ortalama 45-51 yaş aralığında değişiyor. Irk, genetik faktörler, gebelik sayısı, sigara kullanımı gibi faktörler menopoz dönemine gireceğiniz yaşı etkileyebiliyor.

Menopoz döneminde vücudumda ne gibi değişiklikler oluyor?

Perimenopoz sırasında yani menopoza geçiş sürecinde, vücudun yumurtalıklar tarafından üretilen iki hormon olan östrojen ve progesteron üretimi büyük ölçüde değişir. İnsülin üretimi azalıyor ve iştah düzenlenmesine yardımcı olan ghrelin hormonunda azalmalar meydana geliyor. Bu tarz hormonal değişimler sonucunda da vücutta aşağıdaki yan etkiler oluşabiliyor;

  • Sıcak basmaları
  • Gece terlemeleri
  • Duygusal değişimler, depresiflik
  • Hormonal değişiklikler
  • Yorgunluk
  • Cinsel sorunlar (vajinal değişiklikler, cinsel işlevlerde azalma vb.)
  • Kardiyovaskuler sistemde değişiklikler, kardiyovasküler hastalıklara yatkınlık
  • Kemik dayanıklılığının azalması
  • Kanser hastalığı riski artışı
  • Uyku bozuklukları

Menopoz ve kilo alımı-verimi arasında bir ilişki var mı?

Menopozdan ile birlikte östrojen hormonu azalmaktadır. Bununla beraber menopoz sonrası kadınlarda  östrojenin azalması, iştah uyarılmasına katkıda bulunabildiği tahmin edilmektedir.

Menopoz sonrasında kadınlar daha az insülin üretir, bu da daha yavaş bir metabolizmaya yol açar, böylece kilo artışına katkıda bulunan anabolik aktiviteyi azaltır.

Menopoz sonrasında iştahı tetikleyen grelin hormonunda azalmalar gözlemlenebilir, bu da iştah artışına sebep olabilir. Bu faktörler menopoza giren kadınlarda bölgesel yağlanmanın da nedeni olabiliyor. Bu yan etkilerin önüne geçebilmek için, sağlıklı ve dengeli beslenmek oldukça önemli.

MENOPOZ DÖNEMİ İÇİN 5 BESLENME ÖNERİSİ

  • AŞIRI KİLO ARTIŞININ ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN YETERLİ MİKTARDA PROTEİN TÜKETİMİ ÇOK ÖNEMLİ!

Bu dönemde fazla kalori alımın ve bununla birlikte aşırı kilo artışının önüne geçmek için, uyguladığınız beslenme planının yeterli miktarda protein içeriyor olması çok önemli. Menopoz dönemindeki bir bireyin kilosu başına 0,8-1,2 gr protein ihtiyacı bulunmakta. Bu miktar kişinin fiziksel aktivitesi, yaşı, sağlık problemleri gibi faktörlere göre değişiklik gösterebiliyor. Fakat dikkat etmekte fayda var, bu protein miktarını tek bir ara öğünde tüketmek yerine 2 veya 3 ana öğüne bölmek daha sağlıklı bir seçim olacaktır.

  • İNSULİN DİRENCİ OLUŞUMUNU ENGELLEMEK İÇİN DOĞRU KARBONHİDRAT KAYNAKLARINI TERCİH EDİN!

Yaş artışı ile birlikte vücuttaki insülin salınımında düşüş gözlemlenmeye başlanır. Bu da insülin direnci oluşumuna neden olabilmektedir. Karbonhidrat tüketirken beyaz ekmek, makarna, pirinç pilavı gibi basit karbonhidrat kaynaklarını tercih etmek yerine tam buğday/çavdar ekmeği gibi ekmek çeşitleri, tam buğday makarna, bulgur pilavı gibi kompleks karbonhidrat kaynaklarını tercih etmeniz bu durumun önüne geçmenize yardımcı olur.

  • GÜÇLÜ KEMİKLER İÇİN KALSİYUM KAYNAĞI BESİNLER TÜKETİN!

Menopoz döneminde östrojen hormonunun düşüşü ile birlikte kemik kütlesi kaybı oldukça fazla olmaktadır. Bu dönemde kemik sağlığını desteklemek amaçlı kalsiyum içeriği yüksek süt, yoğurt, badem, chia tohumu gibi yiyecekleri tüketmenizi tavsiye ederim.

  • B12 EKSİKLİĞİ RİSKİNE DİKKAT!

Yaş ilerledikçe vücudumuzdaki mide asidi salgısı azalmakta ve buna bağlı olarak B12 vitamini emilimi azalmaktadır. B12 eksikliğinde unutkanlık, depresyon, halsizlik, üşüme gibi durumları yaşamanız olasıdır. Bu yüzden özellikle menopoz dönemindeki kadınların beslenme planlarının yeterli miktarda B12 içermesi ve B12 takviyesi almaları büyük ölçüde önem taşır. Takviye kullanımın yanı sıra; et, süt, yumurta, balık gibi B12 içeriği yüksek besinleri beslenme planınıza eklemekte fayda var.

  • AKDENİZ TİPİ BESLENME BİÇİMİ

Akdeniz diyetinin uygulanması sağlıklı bir yaşlanma için faydalı olabilir ve aynı zamanda menopoz sonrası kadınlarda menopoz döneminin metabolik durumlara olumsuz etkilerini azaltabilir. Menopoz ile birlikte kanser riski artabiliyor, Akdeniz diyeti yüksek antioksidan içeriği ile kansere karşı koruyucu etki gösteriyor. Menopoz döneminde kilo alma ihtimali artabiliyor, düşük ve kompleks karbonhidrat, yüksek miktarda meyve-sebze içeriği ile kilo vermeyi kolaylaştırıyor. Aynı zamanda Akdeniz diyeti kalp hastalıkları riskini minimuma indirmeye yardımcıdır.

MENOPOZ DÖNEMİNE İYİ GELECEK BESİNLER

  • SOYA FASULYESİ

Soya fasulyesinin, meme kanseri ve kalp hastalığı olasılığını azaltabilecek  ve sıcak basmaları ve diğer menopoz semptomlarını hafifletebilecek olumlu etkileri mevcuttur.

Soya fitoöstrojenleri, menopoz sonrası hormon replasman tedavisine (bir kadının vücudunun menopozdan sonra üretmeyi bıraktığı hormonları içeren ilaçtır) potansiyel alternatiflerdendir. Yapılan bir çalışmaya göre 2 yıl boyunca menopoz dönemi öncesinde bulunan kadınlarda soya fitoöstrojenlerinin etkileri araştırılmıştır ve bu araştırma sonucunda kalsiyum dengesi üzerinde güçlü bir etkisi bulunduğu bu sayade kemik erimesine karşı koruyucu etkiye sahip olduğu, kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğu gözlemlenmiştir.

  • YEŞİL ÇAY

Menopoz sonrası kadınlarda hormon eksikliği ve yaşa bağlı değişiklikler, aşırı aktif mesane sendromu da dahil olmak üzere birçok ürolojik fonksiyon bozukluğu meydana gelebiliyor. Yeşil çayın özü olan kateşin güçlü anti-enflamatuar ve antioksidan etkiye sahip olup, menopoz döneminde kanser riskini minimuma indirmeye yardımcı etkiye sahiptir.

  • REZENE

Menopoz döneminde rezene tüketiminin, menopozun sıcak basması, halsizlik, duygusal değişimler gibi bütün yan etkilerini azaltmaya yardımcı olduğu bir çok çalışmaya göre kanıtlanmıştır. Rezene tüketimi kadınların yaşam kalitesini iyileştirmeye de yardımcı olmaktadır. Rezeneyi çay olarak tüketebileceğiniz gibi kapsül formda da tüketebilmeniz mümkün.

  • NİTRAT İÇERİĞİ ZENGİN YEŞİL YAPRAKLI SEBZELER

Nitrat içeriği zengin yeşil yapraklı sebzelerin tüketimi, menopoz sonrası kadınlarda kardiyovasküler sağlığı iyileştirmeye yardımcı oluyor. Bu yüzden günde en az 2-3 porsiyon yeşil yapraklı sebzeleri tüketmeye özen gösterin

  • ADAÇAYI- SICAK BASMASI GECE TERLEMELERİ PANİK YORGUNLUK KONSANTRASYON

Sıcak basması, gece terlemeleri, panik, yorgunluk ve konsantrasyon sorunları menopoz döneminin en çok karşılaşılaşılan yan etkileri arasındadır. Yapılan çalışmalara göre adaçayı tüketimi, östrojen içeriği ile bu yan etkilerin azalmasına yardımcı oluyor. Günde 1-2 fincan adaçayı içerek adaçayının olumlu etkilerinden faydalanabilirsiniz.

  • SÜMBÜL, BÖĞÜRTLEN PAPATYA- SICAK BASMASI

Sümbül, böğürtlen, papatya çayı tüketimi menopoz döneminde yaşanılan sıcak basması durumunun azalmasına yardımcı oluyor. Aynı zamanda papatya çayının sakinleştirici özelliği de bulunuyor. Bu tarz bitki çaylarını beslenme düzeninize dahil etmek menopozun sıcak basması ve ani ruh değişimi gibi yan etkilerini minimuma indirmenize yardımcı olabilir.

covid-19-ve-d-vitamini

Covid-19 ve D Vitamini

Dünya çapında korona virüsü salgını devam ediyor. Bu dönemde hepimizin de öğrendiği gibi en önemli korunma yöntemi doğru maske kullanımı, mesafe ve temizlik kurallarına uymak.

 Tabii bu dönemde güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmakta çok önemli. Güçlü bir bağışıklık sistemi için de sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzenine sahip olmak çok değerli. Bağışıklık sistemimiz üzerine vitamin ve minerallerinde etkisi çok büyük. Bu yüzden bugün D vitaminin görevlerinden ve covid-19 dönemindeki öneminden bahsedeceğiz.


D vitamininin görevleri:

  • Vücutta anti-mikrobiyal peptit sentezini sağlıyor ve antioksidan genler üzerinde olumlu etkiye sahip.
  • Hücresel bağışıklığı güçlendiriyor.
  • D vitaminin solunum yolu enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkisi olduğu çalışmalarla desteklenmektedir.

Nasıl sentezlenir? Vücuda nasıl alınır?

  • Güneşten gelen UVB ışığı etkisiyle D3 vitamini cilt paratiroid-karaciğer-böbrek ile sentezleniyor. D3 vitamini veya gıdalarla alınan D2 ile D3 vitaminleri vücudumuz tarafından aktif forma çevriliyor.
  • D vitamini, yağda çözünen bir vitamin olup, zeytin yağı, zeytin, avokado gibi yağ kaynakları  ile birlikte tüketildiğinde vücutta emilimi artıyor.
  • Kış mevsimi gibi güneşe az maruz kaldığımız zamanlarda, UVB ışınları ile temas azaldığı için D vitamini seviyesi düşüyor.

Günlük alınması gereken miktar nedir?

  • Kandaki D vitamini seviyesinin 20 ng/ml (50 nmol/L)’ye karşılık gelebilmesi için günlük alınması gerekli olan D vitamini takviyesi 70 yaş altı için 600 IU/gün; 71 yaş üstü bireyler için 800 IU/gün olarak tavsiye edilmektedir.

COVID-19 Dönemi ve D Vitamini

COVID-19 pandemi süresi boyunca, karantina ve korunma tedbirleri nedeniyle güneş ile temasın azalmasından dolayı D vitamini takviyesi oldukça önem kazanıyor. Karantina döneminde güneş ışınına maruz kalma ihtimalimiz azaldığı için D vitamini eksikliği yaşama ihtimalimiz oldukça yüksek. Bu durumda bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileyerek, hastalıklara yakalanma riskimizi arttırıyor.

COVID-19 için koruyucu olarak hedeflenen D vitamini seviyesi 2-3 kat daha yüksek olup, 40–60 ng/mL (100–150 nmol/L) önerilmektedir.


Kaynaklar:
Jakovac, H. (2020). COVID-19 and vitamin D—Is there a link and an opportunity for intervention?. American Journal of Physiology-Endocrinology and Metabolism, 318(5), E589-E589

Grant, W. B., Lahore, H., McDonnell, S. L., Baggerly, C. A., French, C. B., Aliano, J. L., & Bhattoa, H. P. (2020). Evidence that vitamin D supplementation could reduce risk of influenza and COVID-19 infections and deaths. Nutrients, 12(4), 988.

Zhang, J., Xie, B., & Hashimoto, K. (2020). Current status of potential therapeutic candidates for the COVID-19 crisis. Brain, Behavior, and Immunity

Ross, A. C., Manson, J. E., Abrams, S. A., Aloia, J. F., Brannon, P. M., Clinton, S. K., … & Kovacs, C. S. (2011). The 2011 report on dietary reference intakes for calcium and vitamin D from the Institute of Medicine: what clinicians need to know. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 96(1), 53-58.

covid-19 beslenme önerileri

Covid-19 Döneminde 5 Beslenme Önerisi

 Dünya çapında, yaklaşık bir yıldır korona virüsü ile mücadele etmeye devam ediyoruz. Bu mücadelede en önemli şeylerden biri temizlik ve sağlıklı bir bağışıklık sistemi. Peki biz sağlıklı bir bağışıklık sistemi için korona virüsü döneminde neler yapabiliriz? Bugün sizlere Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) covid-19 dönemin beslenme önerilerinden  bahsedeceğim.


1. Günde en az 8-10 bardak su için.

 Su yaşamamız için gereklidir. Kandaki besinleri ve bileşikleri taşır, vücut sıcaklığımızı düzenler, vücudumuzdaki atıkları giderir ve eklemlerimizi destekler.

Bu yüzden yeterli su tüketimi normal şartlarda da çok önemli olmakla beraber özellikle korona döneminde de çok büyük bir önem taşıyor. Bu yüzn günde en az 8-10 bardak su içmeniz yararlı olacaktır.


2. Şeker ilaveli meyve suyu, gazlı içecek gibi ürünerin tüketimini azaltın, mümkünse hiç tüketmeyin.

 Fazla rafine şeker tüketiminin sağlığımız üzerine olumsuz etkileri oldukça fazla.  Rafine şeker tüketimi obeziteye, diyabet hastalığına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabiliyor. Kronik hastalıklar da covid-19 dönemin ekstra önem taşıyor. Sağlıklı bir yaşam sürebilmek için normal şartlarda da hayatınızdan rafine şeker içeren meyve suyu, gazlı içecek gibi ürünleri çıkartmanızı tavsiye ederim.



3. Doymuş yağ, trans yağ, fast-food ürün tüketiminden kaçının.

 Doymuş yağ asitlerinden meydana gelen yağların büyük çoğunluğu oda sıcaklığında katı formda bulunurlar. Doymuş yağ asitleriyle alınan kalori, diğer yağ asitlerinin verdiği kaloriyle aynı fakat vücutta yağ birikimi ve kilo alımına neden oluyor. Ayrıca kalp damar hastalığı riskini diyetinizdeki doymuş yağ içeriğini düşürerek azaltmanız mümkün. Bu riski azaltmanız için diyetinizin doymuş yağ içeriğinin %7’den az olması  tavsiye ediliyor. Doymuş yağ asitleri tüketimi kandaki düşük yoğunluklu lipoproteinin (LDL, kötü kolesterol) temizlenmesini engelliyor. Bunun sonucunda damarlarda tıkanıklık oluşumu ile beraber ateroskleroza neden olabiliyor. Aşırı doymuş yağ tüketimi diyabete hastalığına eğilimi de arttırıyor.

 Diyabet, kalp ve damar hastalıklarına sahip olmamız covid-19 döneminde bizi potansiyel risk grubu altına soktuğu için bu dönemde doymuş yağ içeren fast-food gibi ürünlere beslenme planınızda yer vermemek yararlı olacaktır.



4. Diyetinize zeytin yağı, çiğ kuruyemişler gibi doymamış yağ asidi kaynaklarını ekleyin.

 Doymuş yağların aksine doymamış yağ asitleri, kalp damar hastalıklarına, diyabet hastalığına vekansere karşı korunmamıza yardımcı oluyor. Bu yüzden korona dönemin ceviz, zeytin yağı , balık, avokado gibi doymamış yağ asidi kaynaklarınızı diyetinize eklemenizde fayda var.



5. Günde 1 çay kaşığı yani 5 gramın üzerinde tuz tüketmemeye özen gösterin.

 Sofra tuzunda bulunan sodyumun organizmada kan basıncının düzenlenmek, sinirlerin uyarılması ve sıvı-elektrolit dengesinin sağlanması gibi bir çok görevi bulunuyor. Ne kadar önemli görevleri bulunsa da fazla tuz tüketimi hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar, kanser, osteoporoz, böbrek hastalıkları ve obezite gibi birçok hastalık riskini arttırıyor. Bu yüzden günlük tuz tüketiminizi 5 gramın üzerinde sınırlamınız sağlığınız açısından büyük bir önem taşıyor.



Kaynak:
https://www.ttb.org.tr/STED/sted0802/beslen.pdf
Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi 5 (2): 133-137, 2012 ISSN: 1308-0040, E-ISSN: 2146-0132, www.nobel.gen.tr
Turkiye Klinikleri J Health Sci. 2018;3(1):57-65, doi: 10.5336/healthsci.2017-55160
http://www.emro.who.int/nutrition/nutrition-infocus/nutrition-advice-for-adults-during-the-covid-19-outbreak.html

dose-juice-atUjuLuFEcc-unsplash

Bağışıklık Sistemi ve Beslenme

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ NEDİR?

Bağışıklık, vücudumuzun enfeksiyon ve hastalığa karşı savunma yeteneğidir.
Bağışıklık sistemi çeşitli hücre, doku ve moleküllerden oluşmaktadır. Bağışıklık sistemi inatçı(spesifik olmayan) ve uyarlanabilir(spesifik ve edinilmiş) olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen yani spesifik olmayan bağışıklık vücut tehlikeye maruz kaldığında çok hızlı yanıt verir fakat vücudun tehlikeye maruz kaldığı kaynağa bakmaksızın bütün tehlikelere aynı tepkiyi gösterir. Sonradan elde edilen bağışıklıkta ise vücut bulaşıcı bir ajanla ilk kez karşılaştıktan itibaren koruma mekanizması devreye girer fakat doğuştan gelen bağışıklığa göre bu tepki daha uzun sürer ama vücut aynı risk faktörü ile karşı karşıya kaldığında kendini koruma özelliğini tamamlamış olur ve daha hızlı tepki verir. İki bağışıklık tipi de tek başına değil sinerjist bir şekilde çalışmaktadır.

Doğuştan gelen bağışıklık, doğumdan itibaren bireyin olgunlaşma süresi boyunca gelişmeye devam etmektedir. Birey erişkinlik dönemine geldiğinde doğuştan gelen bağışıklık gelişimini tamamlamış olur.


BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

  • Kötü beslenme alışkanlıklarına sahip olmak,
  • Vitamin, mineral ve protein alımının yetersiz olması,
  • Alkol, sigara ve uyuşturucu tüketimi,
  • Kimyasal ilaç alımı,
  • Serbest radikallere maruz kalmak (Radyasyon),
  • Vücut ve çevre temizliğine gerekli özeni göstermemek,
  • Hava kirliliğine maruz kalmak,
  • Yetersiz egzersiz yapmak veya hareketsizlik,
  • Şişmanlık, obezite,
  • Viral ve bakteriyel enfeksiyon durumu,
  • Düzensiz uyku uyumak,
  • Yetersiz güneş ışından yararlanmak ve UV ışınlara maruz kalmak,
  • Sıkça değişkenlik gösteren sıcaklıklara vücut ısısının maruz kalması.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ NASIL GÜÇLENDİREBİLİRİZ?

Hastalıklardan korunmamızı sağlayan bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileyen faktörler gibi olumlu etkenlerde bulunmakta. Günlük rutininize bazı alışkanlıklar ekleyerek siz de bağışıklık sisteminizi güçlendirebilirsiniz.

 
YETERLİ VE DENGELİ BESLENME
Eğer yetersiz ve dengesiz bir beslenme planına sahipseniz bu durum bağışıklık sisteminizi olumsuz etkilemekte. Bağışıklık sisteminizi güçlendirmeniz için beslenme planınızı gözden geçirmekte fayda var.

Güçlü bir bağışıklık sisteminin temellerinden biri yeterli ve sağlıklı bir beslenme düzenine sahip olmaktan geçiyor. Eğer gün içerisinde yeterli kalori tüketmiyorsanız, tüketmeniz gerektiği kadar makro besin ögelerini yani karbonhidrat, protein ve yağları tüketmiyorsanız bu durum bağışıklık sisteminizi olumsuz etkileyebilmekte. Bu yüzden bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için beslenme planınızı gözden geçirmek yararlı olacaktır.

D VİTAMİNİ ÇOK ÖNEMLİ!!
D vitamini doğal olarak güneş yoluyla insan derisinde sentezlenmektedir. D vitamini eksikliği durumu bağışıklık sistemimizi olumsuz etkiliyor. Bu yüzden günde 10-15 güneşlenmekte fayda olacaktır.



BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİ DESTEKLEYECEK BESİNLER NELERDİR?

  • Süt ve süt ürünleri, kırmızı et, kümes hayvanları, yumurta ve deniz ürünleri gibi çinko içeriğince zengin besinler

  • Selenyum içeriği yüksek besinler; brezilya fındığı, yumurta, tavuk, hindi, balık, deniz ürünleri, kuruyemişler ve tahıllar

  • Demir içeriği yüksek besinler; kırmızı et, fasulye, fındık, yeşil yapraklı sebzeler

  • A vitamini açısından zengin besinler; havuç, tatlı patates, kabak ve benzeri sarı-turuncu sebzelerde, lahana, ıspanak gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler

  • C vitamini kaynağı besinler; kuşburnu, turunçgiller, kivi, çilek, kızılcık, ananas, taze yeşil ve kırmızı biber, kara lahana, maydanoz, karnabahar, ıspanak gibi meyve ve sebzeler

  • Probiyotikler- peynir, fermente yoğurtlar, fermente süt, ayran kefir

  • Beta glukan kaynakları- arpa, yulaf, buğday gibi tahıllar ve mantar

  • Ginseng
  • Zerdaçal

Yukarıda bağışıklık sistemimizi destekleyecek besinlerden bahsettik fakat unutmamakta fayda var bağışıklık sisteminiz güçlendirmedeki en önemli faktörlerden biri kendinize uygun dengeli ve sağlıklı bir beslenme planına sahip olmaktan geçiyor. Beslenme kişiye özel olup, sağlık problemleri, yaş, cinsiyet gibi birçok faktörün beslenme düzeninizi etkilemektedir. Bu yüzden yukarıdaki besinlerin hepsini aynı anda beslenme planınıza dahil etmek yerine, bir beslenme uzmanından destek almanızı tavsiye ederim.

su

SU ve BESLENME

Kimimizin gün içerisinde çok severek içtiği, kimimizin gün içerisinde içmeyi unuttuğu, kimimizin sade içemeyip içine mutlaka birşeyler ekleyerek tüketebildiği sudan bahsedeceğiz bu yazımızda.

İnsan vücudunun büyük bir kısmı sudan meydana gelmektedir. Vücudumuzda bulunan su oranı %42 ile 71 arasında, yaş ve cinsiyet gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik göstermektedir.

Suyun Vücudumuzdaki Görevleri Nelerdir?

Vücudumuzun büyük bir kısmını oluşturan suyun vücudumuzdaki görevleri de oldukça fazla olup özetleyecek olursak aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
• Tükettiğimiz besinlerin sindirim ve emilimini sağlamak
• Tüketilen besin ögelerinden oluşan atık maddelerin böbrekler yolu ile dışa atılımını sağlamak,
• Vücut ısısını sağlamak,
• Eklem kayganlığını sağlayarak eklem sağlığını korumak,
• Elektrolitlerin vücutta taşınmasını sağlamak.

DAHA GÜZEL BİR CİLT GÖRÜNÜMÜNÜ SAĞLIYOR
Cildiniz çok kuru hatta ne kadar cilt bakımınıza dikkat etseniz de sivilce gibi cilt sorunlarıyla uğraşıyorsanız belki de sebebi gün içerisinde yeterli miktarda su tüketmiyor oluşunuz olabilir. Gün içerisinde su tüketiminizi arttırarak daha parlak ve sağlıklı bir cilde sahip olmanız mümkün!

KABIZLIK SORUNUNU GİDERMEYE YARDIMCI
Kabızlık problemi yaşıyorsunuz ve beslenme planınızda yeterli miktarda lifli gıda bulunuyorsa gün içerisinde ne kadar su içtiğinizi gözden geçirmeye ne dersiniz? Yeterli miktarda su tüketimi, sindirim sisteminizi destekliyor ve daha kolay tuvalete çıkmanıza yardımcı oluyor.

TOKSİNLERİN ATILMASINI SAĞLIYOR
Vücudumuzda oluşan atıkların uzaklaşması için su tüketimi çok önemli. Yeterli miktarda su tüketimi sindirim sistemimizi destekliyor ve vücudumuzun toksinlerden arınmasını sağlıyor.

DEPRESYONUNUZUN NEDENİ AZ SU İÇİYOR OLMANIZ OLABİLİR
Vücudunuz susuz kaldığı zaman ruh halimiz değişiklikler meydana gelebiliyor. Yapılan araştırmalar, az su tüketiminin ani ruh hali değişimlerini,zihinsel sağlığı etkileyebileceğini göstermekte.

BAŞ AĞRINIZIN GEÇMESİNE YARDIMCI OLABİLİR
Gün içerisinde geçmek bilmeyen bir baş ağrısıyla mı savaşıyorsunuz? Belki de bunun nedeni yeterli miktarda su tüketmiyor oluşunuz olabilir. Vücudunuz susuz kaldığı zaman bize bazı işaretler gönderir bunlardan biri de baş ağrısıdır. Bu durumda ağrı kesici almadan önce gün içerisinde ne kadar su içtiğinizi gözden geçirip daha fazla su içmeye yönelebilirsiniz.

YORGUNLUK
Yeterli beslendiğinizi düşünüyorsunuz ama bitmek tükenmek bilmeyen bir yorgunluk içerisinde misiniz? Bu yorgunluğunuzun sebebi gün içerisinde az su içiyor olmanız olabilir. Gün içerisinde az su içtiğiniz zaman yorgunluk hissi yaşamanız oldukça mümkün. Yorgun hissettiğiniz dönemlerde az su içtiğinizi düşünüyorsanız su tüketiminizi arttırmakta fayda olacaktır.

GÜN İÇERİSİNDE NE KADAR SU İÇMELİYİZ?
Eğer vücudunuzda bulunan suyun %10’unu kaybederseniz yaşamsal bir tehlikeyle karşı karşıyasınız demektir. Bu oran %20’ye kadar çıktığında ise bu durum maalesef ölüm ile sonuçlanır.
Birçok kaynağa göre birçok farklı değer verilse de yetişkin bireylerin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için 2-3,7 litre su içmemesi önerilmektedir. Bu değer cinsiyet, fiziksel aktivite, yaşam şartları ve mevsimsel durumlara göre değişiklik gösterir.

Örneğin gün içerisinde yüksek yoğunluklu bir antrenman yaptıysanız fazlasıyla terlediğinden dolayı, vücudunuzun susuz kalmaması için ekstra su tüketerek bu ihtiyacı karşılamalıdır. Gün içerisinde 15-20 dk’lık orta yoğunluklu bir egzersiz için ekstra 120-240 ml su tüketmeniz yeterli olacaktır.

YETERLİ MİKTARDA SU TÜKETİYOR MUYUM? BUNU NASIL ANLAYABİLİRİM?
Vücudumuzun susuz kalma durumuna dehidrasyon adı verilir. Eğer vücudumuzun ihtiyacı olduğu kadar su tüketmezsek, vücudumuz bize bazı sinyaller vererek durumun farkına varmamızı sağlar. Dehidrasyon belirtilerinin başında tuvalete çıktığınızda idrarınızın koyu renkli olması gelir. İdrarınız ne kadar koyu renkliyse vücudunuz o kadar susuz kalmış demektir. Bunun yanı sıra uyuşukluk, baş dönmesi, baş ağrısı, ağız ve dudaklarda kuruluk vücudunuzun susuz olduğunu gösteren diğer işaretlerdir.

FAZLA SU İÇMEK ZARARLI MI?
Herşeyin fazlası zararlı olduğu gibi, gün içerisinde aşırı su tüketimi de sağlık problemlerine neden olabiliyor. Fazla su tüketimi böbreklerde aşırı yüke sebep oluyor, kanınızdaki elektrolit konsantrasyonunda düşüş meydana geliyor ve bulanık görmenize sebebiyet verebiliyor.

SU KİLO VERMEMİ SAĞLAR MI?
Suyun tek başına kilo verme özelliği olduğu söylenemez fakat destekleyici olduğunu söyleyebiliriz. Sindirim sisteminizi destekleyerek kilo vermenize yardımcı olur, daha rahat tuvalete çıkmanızı sağlar.

SU YERİNE ÇAY, KAHVE İÇSEM OLUR MU?
Su ve çay, kahve, kola gibi içecekler bir değildir. Çay, kahve, kola gibi içeceklerin içeriğinde kafein,şeker gibi maddelerin bulunmaktadır ve bu tarz içecekler tüketildiğinde su ile aynı etkiye sahip değildir. Ayrıca çay, kahve gibi kafein içeriği yüksek içeceklerin diüretik etkili yani fazla tuvalete çıkmanıza neden olarak vücudunuzdan su atımına sebep olabileceğini unutmamakta fayda var.

Kaynakça:
https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/24728141/
https://www.mdpi.com/2072-6643/10/12/1928/htm

photo-1541781774459-bb2af2f05b55 (1)

UYKUNUN BESLENME ve ANTRENMAN ÜZERİNE ETKİSİ

Hedefinize yönelik ve kendinize uygun bir tempoda haftada 3-4 gün veya daha fazla egzersiz yapıyor ve sağlıklı, dengeli besleniyorsunuz ama hedefinize ulaşamıyor musunuz? Belki de bunun sebebi yeterli derecede uykunuzu almıyor oluşunuz olabilir. Uyku kalitesi beslenme düzeninizle beraber antrenman performansınızı da etkiliyor.


Uyku Kalitesinin Beslenme Üzerine Etkisi
Kalitesiz bir uyku düzenine sahip olan bireyler bir süre sonra ne kadar sağlık ve dengeli beslenirlerse beslensinler kilo almakta, kilo vermekte ve ya formlarını korumakta zorlanırlar. Bunun sebebi uykumuzu alamadığımız zaman vücudumuzdaki hormon dengesi etkileniyor olarak etkileniyor ve bu da bize olumsuz olarak geri dönüyor. Bu da hedefimize ulaşmamızı engelliyor.


Ayrıca sağlıklı, dengeli beslenmeye çalışırken porsiyon kontrolünü sağlayamıyor musunuz? Bunun sebeplerinden biri kötü bir uyku kalitesine sahip olmanız olabilir. Bilimsel araştırmalar yetersiz uyku alan kişilerin porsiyon kontrolünü sağlayamadıklarını, gün içerisinde en az 1 porsiyonlarında aşırı yeme eğiliminde olduklarını destekliyor.

Uyku Kalitesinin Antrenman Üzerine Etkisi
Antrenman yaptığınız her gün birbirine benzemiyor değil mi? Bir gün çok enerjik çok motive antrenman yaparken diğer gün enerjiniz daha düşük bir antrenman çıkarttığınız oluyor. Antrenman esnasında performansınız açısından uyku kalitenizin iyi olması çok önemli bir faktör. Araştırmalar sporcuların yetersiz uyku aldıkları ve yeterli miktarda uyku aldıkları dönemleri kıyasladığında, yetersiz kalitesiz bir uykunun sporcuların performansını olumsuz olarak etkilendiğini destekliyor.


Ayrıca antrenman yapan bir bireyin gelişimi için en önemli faktörlerden birinin dinlenme süresi olduğunu hatırlatmakta fayda var. İsterseniz dünyanın en mükemmel antrenmanını yapmış olun eğer yeterli derecede dinlenmezseniz istediğiniz sonucu alamaz, bunun yanı sıra bu durum birde düzensiz beslenme ile birleşirse yaralanmalara sakatlanmalara yol açarsınız. Bu dinlenme süresinde de uykunun yeri çok büyük. Eğer yaptığınız antrenmanlardan en etkili sonucu almak istiyorsanız uyku kalitenizi arttırmak yararınıza olacaktır.

Melatonin hormonu dediğimiz uyku- uyanıklık durumumuzu düzenleyen hormonun vücudumuzda yeterli miktarda bulunmaması durumunda growth hormonu dediğimiz büyüme hormonu salınımı olumsuz olarak etkileniyor. Growth hormonunun salınımı olumsuz olarak etkilendiğinde gelişimimiz de olumsuz olarak etkileniyor. O yüzden uyku kalitemizin gelişimimiz üzerinde rolü oldukça fazla.

Nasıl Daha İyi Bir Uyku Kalitesine Sahip Olabiliriz?


1)Karanlık Ortamda Uyu
Melatonin hormonu uyku uyanıklık durumumuz düzene sokan, triptofan aminoasiti tarafından sentezlenen bir hormondur. Bu hormon vücudumuzda az miktarda bulunduğu zaman uyku kalitemizi olumsuz olarak etkiliyor. Melatonin hormonun azalmasını etkeleyen faktörlerden biri ise uyuyacağımız ortamdaki ışık seviyesi. Eğer ışığın yüksek olduğu bir ortamda uyumaya çalışırsanız vücudunuzdaki melatonin seviyesi düşüyor. Bu yüzden uyuduğunuz ortamın karanlık olması uyku kaliteniz açısından çok önemli bir faktör.


2)Fizksel Aktiviteyi Arttır
Hayatınıza sporu ne kadar dahil ediyorsunuz? 1 haftada ortalama kaç gün antrenman yapıyorsunuz. Kendinize uygun bir antrenman programı ile haftada 3-4 gün yapacağınız bir antrenman, vücudunuzdaki hormon salınımlarını tetikleyerek uyku kalitenizi arttırmanıza yardımcı olacak. İlla saatlerce spor salonunda çok ağır bir antrenman yapmak zorunda değilsiniz, bu antrenman yeri geldiğinde yarım saatlik bir yürüyüş olabilecekken, bazı günler yoga tarzında bir aktivitede olabilir.


3)Stresten Uzak Dur
Stres hayatımızda birçok şeyi etkilediği gibi uyku kalitemizi de olumsuz olarak etkiliyor. Yüksek strese maruz kalan bireylerin vücudunda ki hormon salınımı olumsuz olarak etkileniyor. Bu da daha düşük bir uyku kalitesine sahip olmanıza neden oluyor.

4)Meditasyon
Kendinize günde bir saat bile olsa ayıracağınız zaman dilimi sizi daha rahat hissettirecek ve stresten uzaklaşmanıza yardımcı olacak. Hafta içerisinde yapacağınız meditasyon sizi daha iyi hissettirecek ve uyku kalitenizi iyileştirmeye yardımcı olacak.


5) Günde 6-9 Saat Uyu
Günde kaç saat uyuyorsunuz? Yapılan araştırmalar kişiye göre değişkenlik göstermekle beraber 6-9 saat arasında uyumanızın uyku kalitesini arttıracağını gösteriyor. Eğer gün içerisinde 6-9 saat uyumuyorsanız uyku zamanınızı arttırmakta fayda var.

6)Beslenme Planına Uyku Kalitesini Arttıracak Besinler Ekle
Ananas, portakal gibi melatonin içeriği yüksek besinler, papatya çayı, süt, yulaf gibi uyku kaliteni attırmaya yardımcı olacak besinleri beslenme planına dahil ederek daha kaliteli bir uyku düzenine sahip olabilirsin. Tabi ki bu besinleri tüketirken herhangi bir sağlık problemin olup olmadığına, sana uygun olup olmadığına ve porsiyon kontrolüne dikkat etmekte fayda var, bunun için profesyonel bir destek almak yararına olacaktır.

Çağla Duygu Göç
Diyetisyen & Personal Trainer

KAYNAK:
https://www.ingentaconnect.com/content/wk/jsc/2017/00000031/00000004/art00024
https://link.springer.com/article/10.1007/s40279-016-0650-6